Lifemed

Genel Cerrahi

Modern tıp teknolojisinin en son ürünleri ile hizmet veren Lifemed'in erken doğru ve tanı olanakları, Genel Cerrahi Kliniği'nin elde ettiği başarılı sonuçlarda büyük önem taşımaktadır. Lifemed Tıp Merkezinde çağdaş tıp, hatasız erken tanı ve erken tedavinin vazgeçilmez unsurları olduğu anlayışı ile uygulanmakta ve başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır.
Birimimizin görevi hasta merkezli, kaliteli, güvenilir ve sorunsuz bir hizmet vermektir. Tüm klinik cerrahi uygulamalarda, fıtık cerrahisinde ve özellikle hemoroit (basur), fistül veya fissür (çatlak) gibi anal (makat) bölge rahatsızlıklarında halkımıza çok geniş bir tedavi yelpazesi sunulmaktadır.

Genel Cerrahi disiplini içinde tetkik ve tedavileri yapılan - halk arasında genel olarak "guatr" olarak bilinen - tiroit bezi hastalıklarının en ileri tetkikleri dahi kısa sürede merkezimizde sonuçlandırılmakta, hastaların birçok değişik laboratuvarlara başvurması gerekmemektedir. Tanı için biyopsi dahil her türlü muayene, tetkik, hastaların bilgilendirilmesi ile takipleri yapılmaktadır. Tiroit kanseri ameliyatlarından sonra hasta takibini gerektiren ileri teknolojik olanaklar (Sintigrafi, Tomografi, MR, PET/CT) ve kadro elemanları (Genel cerrahi, Nükleer tıp ve Tibbi Onkoloji birimleri) Merkezimizde mevcuttur.

Meme kanseri maalesef tüm dünyada hala yüksek görülme oranını korumaktadır. Aynı anda veya yakın bir zaman dilimi içinde yapılan meme muayenesi, ultrason ve full field digital mamografi, meme hastalıkları konusunda tam bir değerlendirme yöntemidir. Bu üç işlemden biri eksikse veya yorum "meme hastalıklarında deneyimli bir uzman tarafından" yapılmıyorsa eksiksiz bir değerlendirmeden söz edilemez. Meme Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezimizde, hastalarımıza aşağıdaki hizmetler verilmektedir:
  • Meme kanser taraması,
  • Meme kistleri, adenomları, meme başı akıntısı ve diğer iyi huylu hastalıkların takip ve tedavileri,
  • Meme enfeksiyonları, mastit ve abse tedavisi,
  • Meme kanseri tanı, tedavi ve takibi.

Lokal anestezi ile yapılan abse açılması, diğer acil yüzeyel lezyon tedavileri ve her yaşta görülen tırnakların greft hastalığının cerrahi tedavisi de dahil her türlü cilt, cilt altı lezyonlarının ameliyatları ve patolojik incelemesi merkezimizde deneyimli uzmanlarımız tarafından yapılmaktadır. Ayrıca ameliyathane ve hastane koşulları gerektiren tiroid hastalıkları (guatr, tiroid nodülleri, tiroid kanseri); meme hastalıkları (tümör ve kist çıkarılmaları, meme kanseri cerrahisi); mide, karaciğer, dalak, safra kesesi ve safra yolları, pankreas, ince ve kalın bağırsak ve apandisit gibi sindirim sistemi; çeşitli karın ve kasık fıtık hastalıkları; hemoroid, anal fissür ve fistül, pilonidal kist (kıl dönmesi) hastalıkları anlaşmalı olduğumuz özel hastanelerde Lifemed güvencesi altında deneyimli Genel Cerrahi uzmanlarımız tarafından gerekli modern cerrahi yöntemler uygulanarak tedavi edilmektedir.

Meme Kanseri nedir ?

Meme kanseri kadınların en sıklıkla şikayetçi oldukları kanser türünü teşkil etmektedir. Özellikle genç yaş hastalarda birinci ölüm nedenini teşkil eder. Meme, süt bezleri ve süt kanallarından oluşmaktadır. Meme kanseri de gerek süt bezlerini, gerek süt kanallarını döşeyen hücrelerin kontrolden çıkarak aşırı çoğalmasıyla oluşan ve daha uzaktaki organlara da yayılıp, orda da gelişmelerine devam eden bir kanser türüdür. Bu hastalıkta en fazla gördüğümüz unsur memede kitledir. Ağrılı olup olmaması meme kanseriyle ilgili ayırıcı bir tanıda olmamızı gerektirmez. Kitlenin oluş zamanı, büyümesi bizi en çok yönlendiren bu konudaki unsurdur.

Yaş ilerledikçe meme kanserinin sıklığı da artmaktadır. 70 yaş ve üstü grupta maalesef, her sekiz kadından biri meme kanseriyle karşılaşmaktadır. İleri yaş gruplarında, özellikle 70 yaş ve üstü gruplarda meme kanserini daha sık izliyoruz. Oran olarak vermek gerekirse, her 8-10 kadından birinde bu yaş gruplarında, meme kanseri olma sıklığı mevcuttur. Bu meme kanserinin oluşmasında, ileri yaşın haricinde erken yaşta adet görme, ileri yaşlarda doğum yapma, keza ailesel olarak anne, teyze anneanne, 1. ve 2. derece yakınlarında meme kanseri olması meme kanseri riskini arttıran unsurlardandır.

Meme Ucu Akıntısı Neden Olmaktadır ?

Meme ucundan olan akıntılar, bir meme patolojisini gösterebildiği gibi fizyolojik nedenlerle de oluşabilmektedir. Meme başı akıntısını fizyolojik nedenlerle en çok gördüğümüz dönem “laktasyon dönemi” yani süt verme dönemidir. Keza süt verme döneminden sonra 2 yıl içerisinde oluşan ve devam eden süt tarzındaki akıntıları çok önemsememekteyiz. Meme kanalları akıntıyı önleyen bir tıkaçla tıkalıdır. Bu tıkacı herhangi bir uyaranla sıkarak, ya da emerek bu tıkaç kaldırıldığı takdirde buradan bir akıntı oluşacaktır. Bu normal bir unsurdur.

Eğer ki uyaran ortadan kalkarsa kendiliğinden de düzelecektir. Keza yaşam boyu 2-3 kez oluşmuş akıntılarda çok önemli görülmemektedir. Akıntılarda esas neden kendiliğinden oluşan akıntı mı, yoksa sıkılarak mı olan akıntı? Bu çok önemlidir. Akıntı kendiliğinden oluyorsa bir patolojik anlam taşımaktadır. Keza bazı ilaçlarda meme başından akıntılara neden olabilmektedir. Ülser ilaçları, bulantı giderici ilaçlar, antidepresan ilaçlar, doğum kontrol hapları meme başından akıntılara neden olabilmektedir. Bunların dışında hipofiz bezinin bazı hastalıkları da meme başından akıntıya neden olabilmektedir.

Meme Kanserinin Kontrolü Nasıl yapılır ?

Meme kanserinin kontrolü öncelikle kişinin kendi kendini muayenesi ile yapılır. Bundaki en önemli unsur kendi kendine muayenenin yapılacağı tarihtir. Üretken çağdaki kadınların adetlerinin 5 ile 7. günleri kendi kendine muayene için en uygun zamandır.bu zamanda memede şişkinlikler ve ödem daha az olduğu için, daha doğru muayene sonucunun kendilerine verecektir. Kendi kendine meme muayenesini yaparken bayan, öncelikle ışıktan zengin bir ortamda, bir ayna karşısında ayakta durur. Daha sonra ise ayna karşısında ellerini yukarıya kaldırır.

Bu esnada her iki memesinde, cildinde oluşacak şişkinlikler keza cildinde oluşacak çöküntüler çok önemlidir. Cildindeki kızarıklıklar, meme başındaki çekintiler, meme başının farklı yönlerde olması keza meme derisinde portakal tarzında görünüm, meme başı ve cildindeki kalınlıklar ve kuruluklar meme kanseri belirteci olacağı için önemlidir. Sadece görüşle bile meme kanseri tanısını bu şekliyle kişi bir ön tanı olarak koyabilir. İlave olarak öne doğru eğilerek yine memedeki çekintiler, memedeki kitleyi bize bir ön bilgi olarak uyarabilir.

Yine ayakta olarak ya da yatarak tercih ediyorsa muayene ettiği tarafın kürek kemiğinin altına yastık koyarak, muayene etmediği tarafın eliyle 2. 3. ve 4. parmaklarla, yani daha anlaşılır bir şekilde, sağ memeyi muayene diyorsa sağ kürek kemiğinin altına yastık koyup, sol elinin 2, 3 ve 4. parmaklarıyla dairesel hareketler yaparak, memeyi en dışından meme başına kadar kontrol etmesi ve kitle araştırmasını öneriyoruz. Keza aynı işlem diğer meme içinde yapılacaktır. Bunu her gün değil, ayda bir kez yapılması uygun olacaktır. Diğer türlü kitlelerin büyüyüp büyümediği konusunda bir fikir sahibi olmayacaktır.

Meme Kanserinin Kontrolü Nasıl yapılır ?

Meme kanserinin kontrolü öncelikle kişinin kendi kendini muayenesi ile yapılır. Bundaki en önemli unsur kendi kendine muayenenin yapılacağı tarihtir. Üretken çağdaki kadınların adetlerinin 5 ile 7. günleri kendi kendine muayene için en uygun zamandır.bu zamanda memede şişkinlikler ve ödem daha az olduğu için, daha doğru muayene sonucunun kendilerine verecektir. Kendi kendine meme muayenesini yaparken bayan, öncelikle ışıktan zengin bir ortamda, bir ayna karşısında ayakta durur. Daha sonra ise ayna karşısında ellerini yukarıya kaldırır.

Bu esnada her iki memesinde, cildinde oluşacak şişkinlikler keza cildinde oluşacak çöküntüler çok önemlidir. Cildindeki kızarıklıklar, meme başındaki çekintiler, meme başının farklı yönlerde olması keza meme derisinde portakal tarzında görünüm, meme başı ve cildindeki kalınlıklar ve kuruluklar meme kanseri belirteci olacağı için önemlidir. Sadece görüşle bile meme kanseri tanısını bu şekliyle kişi bir ön tanı olarak koyabilir. İlave olarak öne doğru eğilerek yine memedeki çekintiler, memedeki kitleyi bize bir ön bilgi olarak uyarabilir.

Yine ayakta olarak ya da yatarak tercih ediyorsa muayene ettiği tarafın kürek kemiğinin altına yastık koyarak, muayene etmediği tarafın eliyle 2. 3. ve 4. parmaklarla, yani daha anlaşılır bir şekilde, sağ memeyi muayene diyorsa sağ kürek kemiğinin altına yastık koyup, sol elinin 2, 3 ve 4. parmaklarıyla dairesel hareketler yaparak, memeyi en dışından meme başına kadar kontrol etmesi ve kitle araştırmasını öneriyoruz. Keza aynı işlem diğer meme içinde yapılacaktır. Bunu her gün değil, ayda bir kez yapılması uygun olacaktır. Diğer türlü kitlelerin büyüyüp büyümediği konusunda bir fikir sahibi olmayacaktır.

Meme Ucu Akıntısı Başka Bir Hastalığın Habercisi midir ?

Meme başı akıntıları başka bir hastalığın habercisi olabilir. Burada en çok korktuğumuz bir unsur da meme kanserinin bir belirteci midir? Memenin tek tarafında, meme süt kanallarının birinden kendiliğinden oluşan kanlı ya da yarı kanlı ya da “seroz” dediğimiz açık renkli akıntılar meme kanserinin bir belirteci olabilir.

Memesinde kitleyle birlikte bu tip akıntısı olan hastalar mutlak surette ileri tetkiklere tabi tutulmalıdır. Keza her akıntı, her kanlı akıntı meme kanserinin belirteci olmayabilir. Aslında bu oran da oldukça da düşüktür de. %15, %20 oranlarında ancak bir kanser belirteci olabilir. Bu dediğim niteliklerde. Bunların dışında süt bezleri kanalları içerisinde oluşan, "İntraduktal papillom" adını verdiğimiz kanal içi kitlelerde yine bu dediğim belirteçleri bize verebilir. Yapılan tetkikler sonrası ayırıcı tanıda bunların kanser olmadığı ortaya konulur ve bunların gerekli tedavileri cerrahi olarak uygulanır.

Bunların dışında süt kanallarının genişlemesinde de yine bu tek taraflı kanaldan spontan kanlı akıntılar oluşmaktadır. Ama bu da iyi huylu bir durumdur ve tedavisi mümkün olan bir unsurdur. Bunların dışında meme ucundaki akıntı hormonal nedenlerle olabilmekte, prolaktin seviyesinin yüksekliğiyle birlikte meme başından akıntı olabilmektedir. Bu durumlarda hipofiz bezinin adenomlarında bunu görmekteyiz. Keza hipofiz bezi hastalıklarında prolaktin hormonunun yüksekliğiyle yapılan tetkiklerde, hipofizel bir hastalık saptanıp, ona yönelik tedavi uygulanabilmektedir.

Meme Kanserinin Belirtileri nelerdir ?

Meme başındaki çekintiler bir meme kanseri bulgusu yine olabilir. Keza meme başında akıntı olması, bu akıntının spontan yani kendiliğinden olması, keza tek taraflı memeden gelmesi, fark ediliyorsa tek bir meme kanalından gelmesi yine meme kanserinin bir bulgusu olabilir. Her meme kanseri kanlı olacak diye bir şart yoktur.

Berrak meme başı akıntılarında da yine incelemeler yapılması gerekmektedir. Her memede ele gelen kitle de meme kanseri bulgusu değildir. Bu gelen kitlenin hızlı büyüyor olması, düzensiz yapıda olması, kitlenin etrafa yapışık olması, ciltte çekinti yaratmış olması meme kanseri yönünden anlamlı olabilir.

Meme Ucu Akıntısı Meme Kanseri Belirtisi Olabilir mi ?

Evet meme kanserinin belirtisi olabilir. Meme başından tek taraflı olan akıntılarda, sıkarak değil kendiliğinden olan akıntılarda ve meme başına açılan süt kanallarının sadece birinden olan akıntılarda kanlı, yarı kanlı ya da açık renkli olan akıntılarda bu mümkündür. Özellikle kitle de varsa meme kanserinden olan şüphemiz daha da artmaktadır. Burada yapılacak olan ileri tetkikler, meme ultrasonu ve gerekiyorsa duktoskopi tarzında tetkiklerle meme kanallarının incelenmesi tarzında olabilmektedir.

Ama tüm bu belirtiler meme kanserini direkt işaret etmez. Meme kanallarının genişlemeleri “Duct ectasia” dediğimiz durum, keza meme içi oluşumlar, “İntra duktal papillon” dediğimiz iyi huylu memenin hastalıklarında da bu bulgular verebilmektedir. İyi huylu hastalılarda, ilgili süt kanalının çıkarılması tedavi için yeterlidir. Meme kanserinde ise erken evrede saptandığı için, basit meme koruyucu cerrahi unsurlarıyla yine tedavisi mümkündür. Meme kanserinin belirteci olduğu gibi hipofizer bir tümöral oluşumun da habercisi olabilir. Bu durumu prolaktin seviyesini ölçerek saptayabiliyoruz. Hormon profilinde prolaktin düzeyi yüksek ise hipofize yönelik diğer tomografi ve MR tetkiklerini isteyerek hipofizdeki bir patolojiyi ortaya koyabilmekte ve ona yönelik bir tedavi planlanmasına geçilebilmektedir.

Meme kanserinin evreleri nelerdir ?

Meme kanserinin evreleri dört grupta ele alınır. Bu evreleme öncelikle tümörün kendi yapısına, tümörün lenf bezleri üzerinde yaptığı yayılıma ve tümörün diğer uzak organlara yaptığı yayılımla, doğru orantılı olarak hesaplanır. Tümör 2 cm’den küçük ise ve koltuk altı lenf bezlerinde herhangi bir yayılımı yok ise biz buna “evre 1” diyoruz. “TNM” sınıflandırmasında meme kanserinin evrelendirmesi metodu vardır. Bu “TNM” sınıflandırmasına göre meme kanseri sınıflandırması yapıyoruz “Evre 1” kanserlerde bu dediğim şartlarda 2 cm’den küçük, koltuk altı yayılımı olmayan tümörlerde meme koruyucu cerrahi yapılabilmekte ve hastanın tedavi sonrası yaşam süresi çok iyi sonuçlar vermektedir.

“Evre 2” de ise “Evre 1”deki 2 cm’lik kitle boyutumuz aynı şekilde kalmakla beraber koltuk altı lenf bezine yayılımın olması durumu veya 2 cm, 5 cm’e kadar bir kitleye kadar çıkıp, ama koltuk altı lenf bezine yayılımı olmaması durumunda “Evre 2” diyoruz. “Evre 2” kanserlerde de yine memenin tümü alınması yerine meme koruyucu cerrahi teknikleri uygulanabilmektedir. Yine sonuçlar son derece iyidir. “Evre 3” meme kanseri ise, tümörün 2cm veya 5 cm olması değil, hem koltuk altı lenflerinde veya meme göğüs kemiği kenarındaki lenf bezlerinde yaygınlıkla eşdeğerdir. 5 cm’den büyük de olan tümörlerdir. Bunlarda daha ileri meme koruyucu cerrahi, meme cerrahisi ya da diğer sistemik tedavilerin uygulanması gerekmektedir. Keza son evremiz olan “Evre 4” de ise meme tümörünün boyutu veya lenf yaygınlığının derecesi çok önemli olmayıp, uzak organlarda yani karaciğer, akciğer, kemik, beyin metastazlarının olması durumunda ifade ettiğimiz evredir. Meme kanserinin en ileri evresidir.

Meme ucu akıntısı nasıl tedavi edilir ?

Meme ucu tedavisi nedene yönelik olarak planlanır. Meme ucundaki akıntılar fizyolojik nedenlere bağlı ise herhangi bir tedavi, gerektirmez açık, berrak, nadiren olan akıntılarda bir tedavi gerektirmez. Keza meme ucunun emme, dokunma ya da sıkmayla oluşan akıntılarında da bu dediğim uyarılardan uzak tutularak, akıntının gelip, gelmediği kontrol edilip meme başındaki akıntının kendiliğinden tedavisi edilmiş olur. Meme kanalının ucundaki tıkacı yerinden sökecek bu uyarılar ortadan kalktığında meme başı akıntısı sonlanacaktır. Meme ucundaki tıkanıklıkları, bu tıkaçları açılmaması, açıldı ise de kendiliğinden oluşması için oma zaman tanınması gerekir. Genelde hanımlar “gene geliyor mu?” diyerek sürekli meme ucunu sıkarlar. Bu sıkma esnasında da az miktarda bir meme başı akıntısı olabilir. Bunun tedavisi mutlak surette bundan uzak durmalarıdır. Oluşacak tıkaçtan sonra akıntı kendiliğinden duracaktır.

Bunların dışında “H2 Reseptör Blokörleri” dediğimiz piyasada ülser ilacı diye bilinen ilaç grupları, keza antidepresanlar, depresyona yönelik ilaçlar, keza bulantı kusmaya yönelik antiemetik ilaçlar, oral kontraseptif adını verdiğimiz doğum kontrol ilaçları bunlarda farmakolojik olarak meme başından akıntılara neden olabilmektedir. Bu akıntıların farmakolojik nedenlerle mi oluşuyor? yoksa bu akıntılara sebebiyet veren prolaktin düzeyi yüksekliği mi? Bunun anlaşılması gerekir prolaktin düzeyi yüksek ise buna yönelik olarak prolaktini inhibe edici “Bromokriptin” adını verdiğimiz ilaçlar mevcuttur. Keza Ergo türevleri dediğimiz ilaçları da bunlarda kullanmaktayız.

Bunların dışında cerrahi tedavi de mevcuttur. Süt kanalları içerisinde kitlenin olması, süt kanallarının genişlemiş olması, süt kanallarında herhangi bir surette malinstoloji yaptığımız histopatolojide gelmesi cerrahi tedaviyi gerekli kılmaktadır. “İntraduktal Papillom” ya da “Duktal ektazi” dediğimiz süt kanalı genişliği ya da süt kanalı içerisi kitlelerde sadece o kanalın çıkarılması yeterli bir tedaviyken “Malin stoloji” dediğimiz kanser olgularında ilgili patolojiye yönelik, boyutuna yönelik meme koruyucu cerrahi ya da memenin total alınması tarzında tedaviler uygulanabilmektedir.

Meme kanserinin tedavisi nasıl olur ?

Meme kanseri tedavisini iki grupta ele alabiliriz. Birincisi lokal tedavilerdir. Lokal tedavilerden kasıt, memenin cerrahi tedavisini ve memenin radyoterapisini içermektedir. Cerrahi tedavide, erken saptanan tüm meme kanserlerinde, “Evre 1” ve “Eve 2” meme kanserlerinde, günümüzde meme koruyucu cerrahi yapılmaktadır. Meme koruyucu cerrahiye ilave olarak gerekirse memeden alınan dokunun patolojik sonucuna göre hormonal tedavi ilave edilebilmektedir. Bunun dışında radyoterapi de yapılmaktadır. Sistemik tedavi dediğimiz 2. grup ise tüm vücuda yönelik bir tedaviyi içermektedir. Bu da az evvel meme koruyucu cerrahide söylediğimiz hormonal tedaviyi içermektedir. Bunun dışında kemoterapi tedavisini de içermektedir.

Sistemik tedavi unsuru olan hormonal terapi, cerrahi sonrası alınan dokunun patolojik incelemesi sonrası hormon reseptörü pozitif gelen hastalarda kullanılır ve oldukça yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Keza uzak metastaz olan gerek koltuk altı gerek meme kemiği yanındaki lenf bezleri, gerekse akciğer, karaciğer, kemik gibi yaygın metastaz odaklarında kemoterapi tedavisini uygulamaktayız.

Meme ucu akıntısı icin ilaç tedavisi yeterli olur mu ?

Meme ucu akıntısı için ilaç tedavisi endikasyon dahilindeki olan hastalarda yeterli olacaktır. Bunlar farmakolojik yönden meme başı akıntılarında keza laktasyon dönemi dışında, yani süt verme dönemi dışında memeden süt gelmesi durumunda yapılacak hormon tetkikinde prolaktin düzeyi yüksekliklerinde en ideal sonuçları vermektedir. Prolaktin düzeyi yüksekse prolaktin düzeyine müdahale edici yönde Bromokriptin ve Ergoalkaloidleri kullanmaktayız. Bunlarda oldukça yüz güldürücü sonuçlar vermektedir.

Tüm bunlara rağmen az bir oranda yine meme başından akıntılar hastanın konforunu bozacak düzeyde devam ettiği takdirde, o taraf gelen süt kanalının cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir. Bu oldukça düşük bir oranda gerçekleşmektedir. Bu meme başı akıntılarında eğer H2 Reseptör Blokörleri yani ülser ilaçlarına bağlı, ya da antidepresan ilaçlara bağlı ya da oral kontraseptif adını verdiğimiz doğum kontrol ilaçlarına bağlı olarak oluşmuşlarda prolaktin düzeyi normal ise, o ilaç düzeyinin değiştirilmesi, dozajının azaltılması ya da grubunun değiştirilmesiyle de kendiliklerinden tedavi olabilmektedir. Bunların dışında prolaktin ya da Ergoalkaloidleri bu ilaç tedavisinde başrol oynamaktadır.

Mamografi Nedir ?

Meme başı akıntıları çoğunlukla genç yaşlarda görülür. En çok şikayet de meme emzirme dönemi sonrasında devam eden akıntılardır. Bunların büyük bir çoğunluğunu bir fizyolojik kabul ederiz. Genç bayanlar menopoz dönemine kadar normal östrojen ve progestoron bir döngüsel siklusuna sahiptir. Menopoza doğru bu siklusta aksamalar gerçekleşir ve menopozda hormonal denge bir başka yapıya dönüşür. Hastanın fibrokistik hastalıkları menopoza kadar artış gösterirken menopoz sonrası gerilemeye uğrar. Menopoz sonrası meme başından akıntıyı en çok iltihabi nedenlerle görürüz. Ve meme başından iltihap gelmesi, gözle görülür şekilde irin, püy gelmesi kanser yönünden bizi rahatlatan unsurdur.

İrin veya püy gelmesi kanser olasılığını düşürür. Ve irine yönelik antibiyotik tedavisi, gerekli kültürden sonra yapılacak antibiyotik tedavisiyle sonuç alınır. Bunun dışında memede kitle var, memenin tek tarafından kendiliğinde, herhangi bir sıkma olmaksızın kendiliğinden oluşan bir meme akıntısı var. Bu akıntı irin değil, bu akıntı çok renkli bir akıntı değil, bu akıntı şeffaf, yarı kanlı ya da kanlı türevde bir akıntı ise kanser yönünden de değerlendirilip ileri tetkiklerinin yapılması şarttır.

Meme başından olan akıntılar sütümsü veya aynı anda yeşil, siyah, gri gibi pek çok renge sahip olabilir. Bunlar herhangi bir kanser riskini düşündürmez. Keza süt tarzında gelen akıntılar irin ve püy tarzında gelen akıntılar da kanseri düşündürmez. Berrak, şeffaf, yarı açık, yarı kanlı ve kanlı akıntılar kanser için bir belirteç olabilir. Ancak bu belirteç olma oranı da oldukça düşüktür. Mutlaka ileri tetkikler yapılmasını gerektirir ama kanser olasılıkları %15 düzeylerindedir.

Meme kanseri olan bir hastanın dikkat etmesi gereken konu ?

Meme kanseri tanısı konulmuş bir hasta öncelikle psikolojik yönden desteklenmelidir. Bu nedenle meme hastalığı tedavisi sadece genel cerrahların değil, onkologların, radyasyon onkologların, plastik cerrahların ve bir psikologun denetiminde yapılması daha uygun olacaktır. Meme kanseri olduğu tanı olarak kesinleşmiş hastalar mümkün olduğunca alkol ve sigaradan uzak durmaları yerinde olacaktır. Bunun dışında dengeli bir şekilde beslemeleri, sebze ve meyve ağırlıklı diyetlere öncelik vermeleri yerinde olur.

Keza kendisine konan tanıya göre bir patolojik sonuçta hormon reseptörünün olup olmaması, yaygınlığın olup olmaması, daman invazyonunun olup olmaması, gibi durumlara karşı kendi doktorunca bir tedavi planlanacaktır. Bu tedavi planı cerrahi, radyoterapi, kemoterapi veya hormona terapinin bir ya da bir kaçını içeren kombinasyonlarla da olabilecektir. Kişi tanı konduktan sonra doktorunun düzenleyeceği ileri tetkik ve tedavi unsurlarını zamanında yerine getirmesi uygun olacaktır.

Meme kanseri ameliyatında kesin başarı sağlanabilir mi ?

Meme kanseri hastalarının ameliyatlarında erken tanının önemi büyüktür. Erken evrede yakalanan meme kanseri olguları ameliyatla tam kür olabilmektedir. Biz beş yıllık yaşam süresini ele almaktayız. Beş yıllık yaşam süresi erken saptanan meme kanserlerinde ameliyat ve sonra gerekirse radyoterapi ve diğer hormonal terapi gibi diğer tedavi unsurlarının eklenmesiyle kesin tedavi mümkün olabilmektedir. Ancak vaktinde yakalanamayan ve ileri derecede metastaz yapmış olgularda ya da yapılan tedavilere tam yanıt vermeyen hastalarda maalesef bu oran düşmektedir. Bunu gösteren en büyük kriter ise tümörün büyüklüğü ve tümörün yaygınlığı, uzak organ metastazlarının varlığı önemlidir. Keza tümöral dokunun hormon reseptörlerini içermesi, keza büyüme faktörleri reseptörlerinin olup olmaması tedaviye verilecek yanıtı da gösteren unsurlardandır. Hastanın yaşı da yine tedaviye vereceği cevapta yine önemli faktörlerden biridir. Tümörün çoğalma kapasitesi, iki misli büyüme kapasitesi yine tedavide alacağımız yanıtı gösteren kriterlerden biri olmaktadır.

Meme Ucu Akıntısı ?

Meme ucundan olan akıntılar, bir meme patolojisini gösterebildiği gibi fizyolojik nedenlerle de oluşabilmektedir. Meme başı akıntısını fizyolojik nedenlerle en çok gördüğümüz dönem “laktasyon dönemi” yani süt verme dönemidir. Keza süt verme döneminden sonra 2 yıl içerisinde oluşan ve devam eden süt tarzındaki akıntıları çok önemsememekteyiz. Meme kanalları akıntıyı önleyen bir tıkaçla tıkalıdır. Bu tıkacı herhangi bir uyaranla sıkarak, ya da emerek bu tıkaç kaldırıldığı takdirde buradan bir akıntı oluşacaktır. Bu normal bir unsurdur.

Eğer ki uyaran ortadan kalkarsa kendiliğinden de düzelecektir. Keza yaşam boyu 2-3 kez oluşmuş akıntılarda çok önemli görülmemektedir. Akıntılarda esas neden kendiliğinden oluşan akıntı mı, yoksa sıkılarak mı olan akıntı? Bu çok önemlidir. Akıntı kendiliğinden oluyorsa bir patolojik anlam taşımaktadır. Keza bazı ilaçlarda meme başından akıntılara neden olabilmektedir. Ülser ilaçları, bulantı giderici ilaçlar, antidepresan ilaçlar, doğum kontrol hapları meme başından akıntılara neden olabilmektedir. Bunların dışında hipofiz bezinin bazı hastalıkları da meme başından akıntıya neden olabilmektedir.

Meme Kanseri Ameliyatından Sonra Nelere Dikkat Etmelidir ?

Burada olunan işlemin türü önemlidir. Basit bir meme biyopsisi ise hastanın dikkat edeceği her hangi bir unsur bulunmamaktadır. Ancak meme koruyucu bir ameliyat değil, koltuk altını da içeren ve memenin alınmasını içeren bir ameliyat kişi olduysa, özellikle koltuk altındaki lenf bezlerinin alınmasına bağlı olarak oradaki lenf bezi dolaşımı bozulacaktır. Buna bağlı olarak o kolda bir ödem oluşacak, o kolda şişmeler oluşacaktır.

Bunu önlemek için hastaya öğrettiğimiz kol egzersizlerini yapması gerekmektedir. Eğer bu kol egzersizlerini yapmakta biraz imtina ederse, hem kolda ödem oluşacak, hem de omuzda meydana gelen kireçlenmeye bağlı olarak “donmuş omuz sendromu” adını verdiğimiz klinik tabloyla karşı karşıya gelecektir. Hasta kol hareketlerini yapmakta hiçbir şekilde sakınca duymaksızın devam etmelidir.

Bunun dışında o taraf kolda, ameliyat olan taraf koldan kan alınması, o taraftan tansiyon ölçülmesi çok doğru olmayacaktır. Keza o taraftan serum da takılmamasını biz önermekteyiz. O taraf kolun lenf damarları, lenf bezelerinin bir kısmı alındığı için enfeksiyona da daha yatkın olacaktır. O tarafla günlük işlevlerin çok yapılmaması, özellikle manikür yaparken veya bir başka işlem yaparken enfeksiyona zemin hazırlayacak işlemlerden uzak durulması yerinde olur. Keza o taraf kol aşırı sıcak ve aşırı soğuktan da uzak tutulmalıdır. Tüm bunlara dikkat edildiği takdirde meme ameliyatının, hastanın kendisine ameliyat sonrası dönemde bir konforsuzluk vermeyecektir.

Meme Kanseri Ameliyatının Riskleri Var mıdır ?

Meme kanseri ameliyatı, her ameliyat gibi riskleri mevcuttur. Ancak bu riskler hastalığın kendisiyle karşılaştırıldığında son derece önemsiz kalmaktadır. Meme kanseri ameliyatlarından sonra oluşabilecek risklerin başında meme yerinin enfeksiyonu gelmektedir. Bu da daha titiz bir çalışma ve antibiyotik profilatisiyle önlenebiliniz riskler arasındadır. Keza meme koruyucu cerrahi değil de memenin tümü alındıysa meme ameliyatı yerinde, bir su birikintisi, biz buna “seroma” adını veriyoruz., oluşabilmektedir. Bu da yine 3-5 gün sonra bir enjektör yardımıyla çekilerek kolayca tedavi edilebilecek bir risktir, bir komplikasyondur.

Bunların dışında eğer koltuk altına yönelik bir müdahale yapıldıysa, koltuk altı lenf bezlerini temizleme tarzında yine ameliyata ilaveten bir işlem yapıldıysa buna bağlı yan etkiler ve komplikasyonlar oluşabilmektedir. Bunlar ise kolda ödem, kolda şişkinlik, o taraf kolda keza sıcaklıklara daha hassa olma, o taraf kolda uyuşmalar, keza o taraf toplardamarlarda enfeksiyonlar tarzında etkisini gösterebilmektedir.

Bunun dışında sinir harabiyetlerine bağlı olarak, o taraf kürek kemiğinde öne doğru kalkmalar izlenebilmektedir. Bunun dışında hasta o taraf kolunu kullanmazsa, o taraf kolunu kullanmaktan kaçınır ise kireçlenmeler oluşmakta, bu omuzdaki kireçlenmelere bağlı donmuş omuz dediğimiz ve fizik tedavi gerektirebilen diğer komplikasyonlar meydana gelmektedir.
Lifemed Hizmetler
Lifemed
Copyright © Lifemed 2011 | Tüm Hakları Saklıdır. | Yasal Uyarı | Site Haritası