Kadıköy Lifemed Tıp Merkezi
ONLINE GÖRÜŞME
Whatsapp

Varis; Dünü Bugünü


Bacaklardaki toplardamar genişlemesi varis olarak adlandırılır. Varisin altta yatan nedeni toplardamarlarda bulunan kapak sisteminin işlevini yitirmesidir. Varise yol açan birçok neden bulunmakta olup genetik, uzun süre ayakta durmayı gerektiren meslekler, şişmanlık, çok hamilelik geçirmiş olmak sık sebeplerdir.

Varisin tarihi çok eski dönemlere dayanmakta olup M.Ö. 1500’ lü yıllarda bacakta yılan benzeri görüntüler resmedilmiş, bacak varisi tanınmıştır. Orta çağ dönemlerinde de toplardamar kapakçıkları tanımlandı, 1600 yıllarında varis çorabı geliştirildi. 19. Yüzyılın başlarında ilk varis tedavileri yapılmaya başlandı.

Varisin tedavisi 18. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl başına kadar sadece cerrahi yöntemlerle tedavi edildi. 2000 yıllarına kadar varis tedavisinde cerrahi yöntem olarak ligasyon denilen yetmezlik bulunan damarın bağlanması, stripping denilen hasta damarın çıkarılması ve flebektomi denilen genişlemiş ve büyük boy varislerin çıkarılması yöntemleri uygulandı.

Cerrahi yöntemler uygulanırken bu uzun sürede tedavi sonuçlarının da değerlendirilmesi mümkün oldu. Uzun yatış süreleri, enfeksiyon riski, bacakta cerrahi skarlar oluşturulması ve tekrarlama riskleri cerrahi tedavilerin sorunu olarak hem gündemi doldurdu.

Varisin teşhisinde 20-30 yıl öncesinde venografi yöntemi kullanılırdı. Bu yöntemde ayak sırtından kontrast madde denilen ilaçlar verildikten sonra röntgen görüntüleri alınıp teşhis konurdu. İnvaziv bir işlem olan venografi alerjik reaksiyonlara ve tromboflebite yol açıp hasta yönünden yeni riskler oluştururdu.

 Son 20-30 yılda varisin teşhisinde Doppler ultrasonografi altın yöntem konumuna geldi. Toplardamar anatomisi ve varis daha iyi anlaşıldı. Bu süreçte girişimsel radyoloji önem kazanmaya başladı. Doppler incelemenin ayakta ya da ayağa yakın pozisyonlardaki masada yapılması ile tanı doğruluğu arttı.

 Doppler Ultrasonografi Ne Sağlar?

Varise yol açan kapak yetmezliğinin bulunduğu damarlar Doppler ile yüksek doğrulukla ortaya konur. Varise yol açan temelde 4 damarsal neden bulunmaktadır. En sık neden yüzeyel toplardamar yetmezlii olup sıklıkları %75 büyük safen vendeki kapak yetmezliği ile %15-20 küçük safen veni, %5-10 perforatör – delici venlerdeki kapak yetmezliği, %1-2 nedende geçilmiş derin toplardamar tıkanıklığıdır. Bu ayrım Doppler ile güvenle yapılabilmektedir. Doğru tedavi için doğru teşhis variste çok daha önemli hale gelmekte, tedavi yapan hekimin Doppler’ e hakimiyeti belirleyici olmaktadır.

Temelde varisler 3 tiptir; küçük boy ya da kılcal ya da telenjektatik varis, orta boy ya da retiküler varisler ve büyük boy varislerdir. Bu varislere eşlik eden çoğunlukla yüzeyel toplardamarlarda kapak yetmezliği bulunmaktadır. Bununla birlikte küçük ve orta boy varisler altta yatan iç toplardamar yetmezliği olmaksızın bu damarlardaki kapak yetmezliğine bağlı olarak da gelişebilmektedir.  

2000’ li yılların başında varisin cerrahi dışı tedavileri geliştirilmeye başlandı. Bu yıllarda girişimsel radyoloji bölümlerinde bacak, kasık atardamarlarının damar içinden girilerek yani endolüminal tedavileri başarı ile yapılmaktaydı. Toplardamar içinden girilerek yani endovenöz tedavinin mümkün olabileceği de gösterildikten sonra endovenöz termal ablasyon teknikleri geliştirildi. Girişimsel radyoloji bu dönemde varisin tanısından tedavisine önemli bir konum kazandı.

Endovenöz termal ablasyonda termal enerji kaynağı olarak radyofrekans ve lazer kullanılmaya başlandı. Çok başarılı sonuçlar elde edilmesi üzerine günümüzde endovenöz termal ablasyon yöntemi varisin birincil tedavi yöntemi konumuna gelmiştir.     

Girişimsel radyoloji teknoloji bazlı bir uzmanlık alanı olup sürekli yeni gelişmelere açıktır. Endüstrinin geliştirdiği yeni ürünler girişimsel radyolojinin uygulama alanlarını oluşturmakta, trend sürekli cerrahiden minimal invaziv yöntemlere kaymaktadır. Bu bağlamda girişimsel radyoloji tüm cerrahi bölümlerde yapılan tedavilerin teknoloji ve yeni gelişme kaynaklı minimal invaziv tedavi alternatiflerini uygulanmaktadır.

Varis tedavisinde uygulanan endovenöz termal ablasyon “minimal invaziv” bir yöntem olup cerrah yöntemlere göre daha yüksek başarı oranlarına, daha düşük risklere sahiptir. Yanısıra skar oluşturmaması, genel anestezi ve yatış gerektirmemesi ve hızla normal yaşama dönme durumu varisin cerrahi tedavilere önemli üstünlüklerini oluşturmaktadır.

Endovenöz termal ablasyon Doppler ultrasonografi eşliğinde uygulanır. Kapak yetmezliği bulunan damara damar içinden girilerek enerji kaynağı olan fiber ya da kateter yerleştirilir, yüksek ısı verilip damarın iç duvarında harabiyet yaratılıp kapatılması sağlanır. Aynı anda damarın dış çevresine de tümesan anestezi uygulanarak ısıdan çevre yapıların korunması sağlanır. Günümüzde gelişmeler devam etmekte termal enerji kaynağı olarak mikrodalga ve buhar da kullanılmıştır.

Endovenöz termal ablasyonda radyofrekans ya da lazer temel tedavi yöntemi olmakla birlikte hastanın işlemden sonra 2 hafta süresince varis çorabı giymesi gerekmektedir. Bazı hastalarda termal ablasyonun uygun olmadığı durumlarda ikincil tedavi yöntemleri olarak tutkal ile yapıştırma ya da mekanokimyasal yöntemler kullanılabilmektedir. Bu yöntemlerde de temel amaç hastalıklı damarı kapatmaktır. Tutkalde glue denilen yapıştırıcı kullanılır. Mekanokimyasal yöntemde ise uçunda dönen bir teli bulunan cihazdan aynı anda sklerozan ilaç enjekte edilerek damarın kapatılması sağlanır. Bu iki yöntemin avantajları tümesan anestezi ve varis çorabı gerektirmemeleridir.

Köpük tedavisinin kullanımı çok daha eskiye dayanmakla birlikte tek başına iç varisi ya da büyük damar kaçaklarını tedavi etmeye yeterli olmamaktadır. Günümüzde köpük tedavisi ya da köpük skleroterapi endovenöz termal ablasyonun tamamlayıcısı olarak kullanılmaktadır. Kaçak bulunan büyük damar endovenöz termal ablasyon ile kapatıldıktan sonra gözle görülen varislere de köpük skleroterapi uygulanarak tedavi tamamlanır.

Kılcal ya da retiküler varislerin eşlik eden büyük ya da küçük safen ven yetmezliği ya da perforan yetmezliği bulunmadığı durumlarda temel tedavisi ise köpük skleroterapidir. Bu tedavide gözle görülen ya da diğer bir ifadeyle dış varislerin her birine çok ince iğneler ile girilerek damar kapatıcı sklerozan ilaçlar enjekte edilerek kapatılır. Bu ilaçlar hava ile karıştırıldığında köpük haline geldikleri için bu tedavi köpük tedavisi olarak da anılmaktadır.

 

Günümüzde varisin doğru teşhisinden ve güncel tedavisine kadar her aşamasında girişimsel radyoloji önemli bir başarı kazanmıştır.

Varisler ihmal edilmemeli, varisin ilerleyici bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.

Prof. Dr. Mutlu Cihangiroğlu

Girişimsel Radyoloji Uzmanı

Bilgilendirme amaçlıdır.